André Roussimoff
André René Roussimoff, dünya çapında “André the Giant” adıyla tanınan Fransız asıllı profesyonel güreşçi ve oyuncuydu; olağanüstü iriliği, akromegali (gigantizm) adıyla bilinen tıbbi bir durumun sonucuydu. 19 Mayıs 1946’da Fransa’nın Coulommiers kentinde doğduğunda, kısa sürede “Dünyanın Sekizinci Harikası” lakabını aldı ve özellikle 1970’ler ile 1980’lerde profesyonel güreşin en ikonik simalarından biri hâline geldi. Roussimoff, 1966’da Fransa’da Jean Ferré adıyla güreş kariyerinin kapılarını araladı; boyunun getirdiği dikkat uluslararası organizatörlerin ilgisini çok hızlı biçimde üzerine çekti. 1971’de Kuzey Amerika’ya geçerek burada Vincent J. McMahon tarafından, World Wide Wrestling Federation (WWWF) kurucusu olarak tanıtılan bir “global cazibe” unsuru hâline getirildi. Bu süreçte adı André the Giant olarak anılmaya başlandı ve bir başka deyişle, etkileyici duruşu ile sahnedeki varlığı onu on yılı aşkın süre boyunca dünyanın en popüler güreşçileri arasında tutmaya devam etti. Güreş kariyeri boyunca farklı bölgelerde ve pek çok organizasyonda sahne aldı; Japonya, Kanada, Avrupa, Avustralya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi farklı coğrafyalarda ringe çıkarak varlığını geniş kitlelere taşıdı. 1980’lerin güreş patlamasında merkezi bir figür olarak öne çıkan André, sports entertainment tarihinin en akılda kalan rekabetlerinden birinin başrolünde yer aldı: Hulk Hogan’la yaşadığı feud. Bu hikâye, WrestleMania III’te 1987 yılında doruk noktasına ulaştı; etkinliğin tarihî sahnesi, 93.000’den fazla taraftarın önünde gerçekleşti. O maçta Hogan’ın André’yi ünlü biçimde yaptığı body slam, “dünyanın duyduğu body slam” diye anılarak WWF tarihinin belirleyici anlarından biri hâline geldi. André the Giant, güreşin tiyatrosu ile büyüklüğün sahnedeki etkisini aynı anda simgeleyen isimlerden biri olarak, bu karşılaşmayla bambaşka bir efsanenin parçasına dönüştü. André’nin kariyerinde 1988 yılı da ayrı bir kırılma yaratmıştı: WWF World Championship’i kısaca kazandı; ancak hemen ardından şampiyonluğu Ted DiBiase’e “satma” olarak bilinen bir hikâye akışıyla devretti. Bu dramatik örgü, şampiyonluğun ilan edilip edilmeyeceğine ilişkin tartışmaları beraberinde getiren ve kemikleşen bir sürecin yolunu açtı; sonuçta kemer, storyline’ın devamında boş ilan edildi. Ardından gelen yıllarda akromegali kaynaklı komplikasyonlar nedeniyle sağlığı yavaş yavaş kötüleşti; buna rağmen ringden tamamen kopmadı. Özellikle Japonya ve Meksika’da, All Japan Pro Wrestling ve UWA gibi organizasyonlarla aktif kalmayı sürdürdü. Güreşin yanında André’nin oyunculuk kariyeri de dikkat çekici biçimde gelişti. Onun en çok sevilen rolü, 1987 yapımı The Princess Bride filminde canlandırdığı Fezzik karakteriydi; bu rol, ring dışındaki itibarını pekiştiren ve kendisiyle anılan sıcak bir bağ kurmasını sağlayan bir etki yarattı. Bununla birlikte Conan the Destroyer, The Six Million Dollar Man ve The Fall Guy gibi yapımlarda da görünerek sinema ve televizyon dünyasında farklı bir iz bırakmayı başardı. Kişisel hayatında André, cömertliğiyle bilinen, dışarıdan daha sakin ve içine dönük bir karakter gibi algılanan biri olarak tanındı; ayrıca güreş folklorunun parçası hâline gelen efsanevi içki içerkenki performanslarıyla da anekdotlaştırıldı. Robin Christensen adında bir kızı vardı ve yaşamının son dönemlerinde Kuzey Carolina’daki bir çiftlikte/ranch’ta vakit geçirdi. André 28 Ocak 1993’te, Paris’te bir otelde kalp yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti; ölümünün hemen öncesinde babasının cenazesine katıldığı belirtiliyordu. Bu koşullar, onun hikâyesini yalnızca ringin dramatik anlarıyla değil, aynı zamanda insanî yönünü de öne çıkaran bir anlatıya dönüştürdü. André the Giant’ın mirası, güreş tarihinin en tanınan ve en sevilen isimlerinden biri olarak günümüze kadar uzandı. WWF Hall of Fame’e 1993’te yapılan ilk girişle birlikte onurlandırılan kişi oldu; ayrıca belgeseller, kitaplar, filmler ve video oyunları üzerinden farklı mecralarda anılmaya devam etti. Adına, her yıl düzenlenen WWE etkinliği olan André the Giant Memorial Battle Royal’un oluşturulması da bu mirası kalıcı kılan adımlardan biriydi. Bunun yanında görsel sanat alanında da iz bıraktı: Shepard Fairey’nin “Obey” sokak sanat kampanyasını yaratmasında André’nin etkisi vurgulanır. Sonuçta André the Giant, yalnızca bir güreş efsanesi değil; dayanıklılığın, gösterinin ve insanlığın simgesi olarak, dram ve abartıyla dolu bir endüstride “insani bir ruh”u mümkün olan en büyük ölçekte taşıyan bir hikâye olarak hatırlanır.
Photos 1
Awards 2
-
WWE Hall of Fame
Winner
-
Wrestling Observer Newsletter Hall of Fame
Winner
Series
Comments 0
Share your thoughts about this title
Sign InNo comments yet. Be the first to comment!